Karun’un altın şehri
Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından düzenlenen Türkiye Kültür Yolu Festivali’nin bu yılki ikinci durağı Manisa’ydı. Biz de bu vesileyle Manisa’da festival çerçevesinde açılan sergileri dolaştık, yerel tatları denedik ve dünyanın en önemli antik kentlerinden biri olan Sadres Antik Kenti gezme fırsatı yakaladık.
Tarihte parayı ilk kez basan Lidyalılar tarafından kurulan Sadres Antik Kent Manisa’nın Salihli ilçesi yakınlarında yer alıyor ve bölgede kazı çalışmaları 1958 yılından bu yana aralıksız devam ediyor. Tarım, hayvancılık, ticaret ve altın madenciliği sayesinde zengin bir kent olarak anılan bu antik kentte yapılan kazı çalışmalarında bugün hem Lidyalılar hem de Geç Roma dönemine dair pek çok eser ortaya çıkarılmış. Geçmişi milattan önce 1200’lü yıllara dayanan Sardes Antik Kenti farklı medeniyetlerden günümüze ulaşmış pek çok yapı ve esere ev sahipliği yapıyor. Türkiye Kültür Yolu Festivali bünyesinde ise ilk kez özel ışıklandırmayla gece de ziyaret edilebiliyor.
Lidyalıların başkenti
MÖ 7. ve 6. yüzyıllarda Anadolu’nun en güçlü şehri ve Tunç Çağı’ndan itibaren Batı Anadolu’nun tamamını yöneten ilk imparatorluk olan Lidya’nın başkenti olarak karşımıza çıkan Sardes kaliteli dokumaları, parfümleri yanında paranın ilk basıldığı yer olarak ismi tarihe malolmuş.
İlk anıtsal restorasyon çalışması
Bu antik kentte ülkemizde aynı zamanda ilk anıtsal restorasyon yapılmış. Sardes Kalesi ise tarih boyunca “dünyanın en güçlü yeri” olarak nam salmış.
Lidya Kralları yaptırdıkları tapınaklar ve mabetlere bağışladıkları altınlarla adeta efsaneleşmişler. Bugün atasözlerinde bile geçen “Karun kadar zengin” ifadesindeki Karun Lidya Kralıdır. Efsaneye göre dileği kabul olan ve her dokunduğu altına dönüşen bu kralın ölümü ise oldukça hazindir. Kur’an’da ise Hz. Musa’ya karşı gelen ve helak edilen kral olarak adı geçer. Tarihi kaynaklarda da adı geçen Karun ve Lidyalılara dair her geçen gün yeni bilgilere ulaşılıyor. 2012 yılından bu yana bölgede Kazı Başkanlığını yürüten Prof. Dr. Nick Cahill, Sardes’in Artemis Tapınağı ve ilk paranın basıldığı yer olarak isminin öne çıkasının yanında en büyük sinegogun da bulunduğunu dile getiriyor. Cahill, sinagogun tabanındaki zarar gören mozaikleri aslına uygun doğal taşlarla yenilediklerini söylüyor.
En büyük sinegog ortaya çıkarılmış
Anadolu topraklarındaki tek Lidya şehri olarak bilinen Sardes’te kazı çalışmaları sırasında 1963 yılında yine antik kentlerin en büyük sinegogu ortaya çıkarılmış. Antik kent içinde yer alan bu sinegogun duvarlarında ise burası için bağış yapanların isimleri ve mabedin içine yaptırdıkları eserlerle ilgili bilgiler yer alıyor. Şu ana kadar yapılan kazılarda en geç dönemde yapılan eserlere ulaşılmış ve özellikle Lidyalılar dönemine ait asıl yapılara henüz ulaşılamadığı düşünülüyor.
Nehirden altın akmış efsanesi
Antik Yunan mitolojisine göre, Kral Midas altın dokunuşundan kendini kurtarabilmek için Sart Çayı’nda yıkanmış ve o günden sonra nehir altın akarak, Lidyalıları dünyanın en zengin insanları yapmış. Ancak belli ki bu kaynaklar çok uzun ömürlü olmamış; Pers döneminde tükenerek Roma döneminde sadece bir efsane halini almış.
Paranın ilk basıldığı topraklar
Lidyalıların Anadolu’daki tek şehri olarak öne çıkan bu antik kentte altın ve gümüş karışımı ilk paranın burada basıldığı söyleniyor. Kazı çalışmalarında bu paralardan örnekler ve altın ve gümüşün eritildiği atölyelere ulaşılmış ancak henüz darphane ortaya çıkmamış. Bugün antik kente gelenler, Lidya döneminden kalan tümülüsleri, çok tanrılı dinler döneminden kalan Artemis Tapınağı’nı, Antik Çağ’ın kayıtlara geçen en büyük sinagogunu, Yuhanna İncili›nde bahsi geçen kiliseyi, Roma dönemi anıtsal hamam ve gimnazyum kalıntılarını görme imkanı buluyor. 1958 yılından bu yana aralıksız olarak bölgede yapılan kazılarda Lidya kültürüyle ilgili dikkat çeken pek çok yeni bilgiye ulaşılmış. Kazı başkanlığını ilk günden bu yana Amerikalılar yürütmüş şimdi de ABD Wisconsin Üniversitesinden Prof. Dr. Nick Cahill’in başkanlığında kazılar sürdürülüyor. Cahill, kazı çalışmaları sırasında Lidya dönemine ait zaman zaman altın ve gümüş paralara ulaştıkları gibi yeme içme kültürüne dair de kaplara, yiyecek artıklarını ortaya çıktığını söylüyor ve ekliyor: Buğday, nohut gibi yiyecekler tüketmişler. Lidyalılar nasıl yaşamış, nasıl bir kültürel ve sosyal hayat yaşamışlar bu bilgilere ulaşmaya çalışıyoruz.
Dağlık Frigya’ya Haspels’in objektifinden bakış
Kütahya’da, Hollanda’nın Ankara Büyükelçiliği ile İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü iş birliğiyle, arkeolog Emilie Haspels’in “Dağlık Frigya Vadisi 1937-1958” temalı fotoğraf sergisi ziyarete açıldı. Türkiye’de çalışan ilk kadın arkeologlardan biri olan Haspels, kazı çalışmalarının yanı sıra İstanbul Üniversitesi’nde akademik görevlerde de bulunmuştu. Uzun yıllarını Kütahya’da geçiren Haspels’in anısına düzenlenen bu sergi, bulunduğu mekânla da ayrı bir anlam taşıyor. Ziyaretçilerini Frigya’nın izinde tarihî bir yolculuğa çıkaran sergi, bir ay boyunca gezilebilecek.
