Добавить новость
ru24.net
World News in Dutch
Январь
2016

Ahmet Selim - Bilgi, sevgi ve itidal (1)

0
Zaman 

Her insan bir şeyler bilir, sevgi duygusunu bir miktar tanır. Bu, insan olmanın tabii gereğidir.

Okula gidenler öğrenir, okuyanlar öğrenir. Anne-baba olanlar sever, kardeş olanlar sever, insan özel birini sevebilir… Bu, insanın yaratılışında vardır. Bilgiye ve sevgiye yakındır insan. Özel bir gayret sarf etmeden de, bir derecede öğrenir; farklı şartlarda da yaşasa, birilerini ve bir şeyleri sever. Ama o bilgiler ve sevgiler, bir şuurun ufkuna açılmazsa bir kıvamın şuuruna ermezse; boynu bükük kalır, mahzun bir tamamlanmamışlık hissinden ve bir derin hasretin idrakine varamamanın garipliğinden kurtulamaz. “Bir eksiklik var; ama nerede?” diye düşünür; yahut böyle bir düşünüşü tam şekillendirmese bile, ona benzer bir hayret halini fıtratının diliyle yaşar. Mücerret “insan”ı konuşuyorum… Onun şahsında bütün insanlığı…

Bilgiler çoğaldı. Neler, neler biliyoruz. Bir asır öncesinin insanı, şimdiki bir öğrencinin bilgi başlıklarını dahi bilmezdi. Müspet (pozitif, maddî;) ilimlerde insanlık daima ilerliyor. Daima da ilerleyecek… Muhtemelen, bir asır sonraki çocuklar, bizim sonuç görüntüsünü dahi tasavvur edemeyeceğimiz maddî; bilgilere amacını gerçekleştirme yönünde gerekeni sağlıyor mu? İnsanın mutluluğuna, umulan katkı sunuyor mu?

Nedir ilmin amacı? Güçlük, kolaylık, rahatlık, fayda, hayatın kalitesini yükseltmek… Tek kelimeyle, “mutluluk”. Mutluluk dengesine, maddî; bilgilerle erişilecek olan bir katkıyı kazandırmak. Asırlardan beri insanoğlu bu sonuca, bu gayeye varmak için matematikle, fizikle, kimyayla vs. ile uğraşıyor. Tek cümleyle ifade edersek; maddî; ilimlerin nihaî; amacı, mutluluğun maddî; icaplarını yerine getirmektir.

Peki bu amaç bugüne kadar hangi ölçüde gerçekleşti? Hangi denge şartlarında beklenen neydi ve bunun ne kadarı nasıl hayata geçirilebildi? Asıl muhasebe budur.

Ferdî; hayatınıza da aynı ölçüyü uygulayabilirsiniz. Maddî; açıdan düne nazaran daha iyi durumdaysak, acaba daha mutlu olduğumuzu da söyleyebiliyor muyuz?

Sevgiden çok söz ediliyor… Doğmamış çocuğun maddî; istikbali düşünülüyor. Anneler babalar huzurevlerine, yahut oralardan farksız köşelere itilip unutuluyorken; yakın akrabalar ve dostlar arasında bile ciddi yardımlaşmalar görülmezken; acaba kendi dar aile sınırlarımız içindeki yatırımlı, kutlamalı, cafcaflı, edebiyatlı alakaların gerçek sevgi olduğunu söyleyebilir miyiz? Bunun bir çeşit bencillik olduğunu inkâr edebilir miyiz? Belki aynı hisar içindeki kedinin köpeğin bile nefsle birleştiği bir enaniyet tavrına “sevgi” adını verebilir miyiz?

Buradaki kıstas şudur: Bir insan, evdeki çocuğunu çok sevip de, evin dışındaki annesini, babasını, kardeşini unutuyor olamaz. Hatta, dostunu, komşusunu unutamaz. Unutuyorsa, o sevgi gerçek sevgi değildir; son tahlil de bir çeşit bencilliktir.

Gerçek sevgiler ışık gibidir. Bir yerde yoğunlaşsalar da, mutlaka derece derece etrafa da yansırlar. Başka bir yoğunlaşmayla buluşurlar. Sevgiyi tanıyan ve yaşayan insanların yüreğindeki aydınlık, onların bütün münasebetlerine akseder. Sevgiyi yaşayan insanların, sokakları, mahalleleri, şehirleri, vatanları, dünyaları farklıdır. Bu dünyaya gönül gözüyle bakabilenler, orada ne kadar sevginin var olduğunu anlayabilirler… Dolaşın sokakları, caddeleri seyredin sevginin ışıklarını… Var mı yok mu, mum gibi mi nur gibi mi, hemen fark edilir. Varmış intibaını veren şey, başka bir şeydir. En ziyade bencilliktir. Kendini aldatma oyuncaklarına benzeyen sahte ve geçici ışıklardır.




Moscow.media
Частные объявления сегодня





Rss.plus
















Музыкальные новости




























Спорт в России и мире

Новости спорта


Новости тенниса